Bu haber kez okundu.

Ruanda Soykırımı ve Irkçılık

Irkçılık nedir? Ne için yapılır? Hedefi nedir? Toplumda açtığı zarar nedir? Ruanda Soykırımı örneğinde bu cevapları bulmak mümkün...  Soykırım; Yunancada genos kelimesine eş değer olan ‘ırk’ kavramı ile Latincede cide kelimesine denk olan ‘öldürmek’ tamlamalarının birleşmesi ile oluşan genocide sözcüğü anlamına gelmektedir. Kelime; anlamını, Nazilerin Yahudilere uyguladığı şiddet ve bunların günümüze kadar ulaşmasıyla tamamlamıştır. Kıyımın önemi ve vermiş olduğu zararlar, şiddetle karşılaşan ve buna rağmen hayata tutunanların aktardığı bilgiler doğrultusunda ortaya çıkmış, böylece yaşadığımız zaman dilimine ulaşmıştır.      Soykırım, ırk kavramıyla ilişkilendirilen bir eylemler bütünüdür. İkilik ayrımına dayanan ve bir diğerinin daha üstün tutulduğu ırkçılık söyleminde, çoğunluğu oluşturanların azınlığa şiddet uygulaması, tarihte zaman zaman gözlenmiştir.      İnsanlık tarihinde ırkla birlikte, dini etkenler ve ulus gibi kategoriler, uluslararası sistemin temel noktalarından birisi olmuştur. Bu kavramlar, siyasetin de alt unsurları olarak  zaman zaman karşımıza çıkmaktadır.      Örneği verilecek birçok devletle birlikte Ruanda’nın geçmiş tarihi ile şimdiki tarihi arasında bir şiddet geçişinin olduğu görülmektedir. Ruanda’da soykırım olarak kabul gören eylemler, Ruanda’nın fiziksel ve tarihi yapısı hakkında bilgi vermektedir.      Irk kavramı, farklı olmanın insan bedeninde sorgulanmaya başlanması ve sınıflandırmanın alt-üst  kategorisine göre yapılması ile ortaya çıkmıştır.      İnsanoğlu, varlığını sürdürdüğü Dünya adlı gezegende, kimi zaman esef verici kıyımlara şahit olurken, kimi zaman ise bu vahşetin tam anlamıyla başrolü olmuştur. Batı’nın elini üzerinde gezdirdiği Afrika kıtasının küçük fakat nüfus yoğunluğu açısından önemli ülkelerinden biri olan Ruanda, modernize edilmemiş ve geliştirilememiştir. Ruanda’nın ziyana uğramasının ve toplumun bir iç savaşa sürüklenerek bölünmesinin ardında yatan bu önemli neden; 6 Nisan 1994 yılında gerçekleşecek ve yüz gün sürecek olan ‘Ruanda Soykırımı’na zemin hazırlamıştır.Bu makalede Ruanda toplumunun, ırkçılık ve kategorize kavramı altında soykırıma adım adım yürümesi ve ötekileştirilmenin, soykırıma olan etkisi analiz edilecektir.                                                                  

     I.      RUANDA SOYKIRIMINDA TOPLUMSAL IRKÇILIK

A) Ütopik Ayrımcılık ve Kimliklendirilme Bir soykırım incelendiğinde, soykırıma maruz kalmış toplumun tarihine bakmak gerekmektedir. Nitekim soykırım, toplumsal koşulların ve toplumsal sürecin bileşimi üzerine oluşmaktadır. Yaşamın; kültürel, siyasal, ekonomik ve diğer ayrıştırıcı kollarındaki en ufak değişim, soykırıma müsaade eden bir etken olabilmektedir. 15. yüzyıl itibariyle Ruanda’da Hutu, Tutsi ve Twa etnik kökenli üç farklı grup sorunsuz bir yaşam sürerlerken, ülke 19. yüzyılda Almanya’nın sömürgesi altına girmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nda mağlubiyete uğraması ardından Belçika koloni yönetimine devredilmiştir. Koloni dönemi öncesinde merkezileşmiş bir yönetime sahip olan ve krallıkla yönetilen Ruanda’da nüfus oranları 85 Hutu, 14 Tutsi ve 1 Twa (Pigme) olarak ayrılmış; bölgeyi Ruanda - Urundi olarak kolonileştiren ilk ülke Almanya olmuştur. Almanya sonrası ipleri eline alan Belçika; koloni yönetimine dayanan siyasi yapısıyla Ruanda’da sıkı denetim ve gözetleme politikası yürütmeye başlamıştır. Ve beraberinde ırkçılık, Nazilerin Yahudi halkına endekslediği noktadan ele alınarak devam ettirilmiştir. İnsanı, sınıflandırarak tasvirleme ve kategorilere ayırarak kimliklendirme, ırkçılık tanımına her zaman ayna tutmuştur. Irkçılık, Avrupa devletlerince meşrulaştırılan bir kavram olmakla beraber; kabul görmüş ve üzerinde yaptırımlar uygulanmıştır. Keza, koloni yönetim koşullarında, bir siyahi ile beyazın evlenmesine yasak getirilmesi, ırkçılığın koloni yönetiminin vazgeçilmezi olduğunu, görünen en net yüzü ile ortaya koymuştur. Avrupa kolonilerinin kendi yapı taşlarını Afrika’da inşa etmesi üzerine kültür uyuşmazlığı oluşmuş ve bu durum, Ruanda sosyalitesinde farklılık yaratmıştır.   Sosyal kategorizasyonlar, ırkçılığı beraberinde getirmiş ve Ruanda halkının üzerinde zamanla bir kabullenmeme algoritması oluşmaya başlamıştır.Tarım ve hayvancılıkla ilgilenen Ruanda’da Belçika yönetimi ile Tutsiler üstün tutulmuş ve gerek ticari, gerek sosyal, gerekse hukuki açıdan yaşamın her alanında Tutsilere ayrıcalık verilmiştir. Bu bağlamda Hutular tarımla, Tutsiler ise üstün görülen hayvancılıkla ilişkilendirilmiştir. Öyle ki, Ruanda tarihinde seçkin sembol olan büyükbaş hayvanlardan on tane ve üstüne sahip olanlara Tutsi, on tanenin altında sahip olanlara ise Hutu eşlendirmesi yapıldığı görülmektedir. Belçika yönetimi, daha açık deriye, daha ince buruna ve daha uzun boya sahip olanlara Tutsi kimliği verirken, tam tersi olan insanlara ise Hutu sınıflandırması yapmıştır. Dilleri ve kültürleri arasında fark olmayan Tutsi ve Hutular, bu ince detaylarla kategorize edilmiştir. Böylece Ruanda’da bir kimlik anlayışı değişikliği yaşanmıştır. Halka, kafatası ölçümleri yapılarak, etnik olarak sınıflandırıldığı kimlik kartları verilmiştir. Belçika koloni yönetimi gücü ile Tutsiler yönetici kutbunda, Hutular ise yönetilen tarafta bulundurulmuş, hiçbir siyasi kimlik verilmeyerek, Hutulara ekonominin ve eğitimin eksikliği yaşatılmıştır. Tutsiler aracılığıyla vergi alınan Hutular, alt sınıf olarak lanse edilmiş ve kötü şartlar altında yaşamaya maruz bırakılmışlardır.  B) Ruanda’da Milliyetçilik Esası Ruanda yönetimi, bağımsızlığın kazandırılması amacıyla, 1945 yılında Birleşmiş Milletler vesayetine verilmiştir. Belçika, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin yayımlanması üzerine elini Tutsilerden çekmiş ve çoğunluğu oluşturan Hutulara destek olarak tutumunu Hutuların liderliği yönünde değiştirmiştir. Bu durum; Ruanda gemisini tersten yürütmeye ve dengeleri zedelemeye yol açmıştır. 1959 yılında Hutular tarafından ilk iç savaş çıkarılmış; Belçika kolonisinin kendisine destek ve taraf olmasından cesaretlenen Hutular, kilisenin de gücünden faydalanarak Hutu milliyetçisi bir politika izlemiştir. Tutsilerin geçmiş zamanlarda ayrıcalıklara sahip olmasını sindirememiş olmaları, Hutuların acımasız katliamlar yaratmasına ortam hazırlamıştır. 1962 yılında Hutular, karşılarındaki Tutsi sınıfının düşman olduğuna iyice inanarak Ruanda’nın bağımsızlığını ilan etmiştir ve Tutsi kini ile kurulmuş Parmehutu partisini yönetime geçirerek, milliyetçi bir hareket izlemişlerdir. 1973 yılında bir darbe ile bu hareket son bulmuştur. Hutu - Tutsi ayrımı, zamanla Belçika yönetiminin belirlediği bir Ruanda haritasına dönüşmüştür. Irkçılığın hüküm sürdüğü bu sistem, artık Hutuların da ayrımcılık politikası izlemesine neden olmuş, aralarında siyasi kimliğin Hutulara ait olması düşüncesini yaymıştır. Irkçılık 1990 yılı sonrasında gücünü yenileyip, soykırımın en esas şartı olmuştur. Ruanda halkının birbirlerine yönelik bakış açılarına günden güne güçlenen ırkçılık virüsü bulaşmaya başlamıştır. 1957 ile 1962 yılları arasında Ruanda içinde azınlık olan Tutsiler, 1980 yılına doğru beş yüz binlere ulaşan nüfusu ile birlik ve beraberlik için mücadeleye başlamışlardır. Ülkeyi terk etmiş olan Tutsiler, geri dönüş için harekete geçmiş ve 1972 yılında komşu ülkelerdeki Tutsiler, kendi topraklarındaki Hutulara saldırmışlardır. Bu durum karşısında sessiz kalmayan Hutular da Tutsilere karşı benzer saldırılar gerçekleştirerek Tutsilerin bir takım yaşam haklarını da ellerinden almışlardır. C) Kafatası Katliamı ve Günümüz Ruanda’sı Ruanda soykırımı, Birleşmiş Milletler tarafından ‘soykırım’ olarak nitelendirilen üç soykırımdan birisi olmuştur. 1994 yılında bu katliamın patlak vermesine sebebiyet veren en önemli olaylardan birisi, dönemin devlet başkanı Habyarimana’nın uçağının düşürülmesi ve yaşamını yitirmesi olmuştur. Bu fırsatı değerlendiren milis güçlerinin harekete geçme vakti gelmiştir ve taşların bile ceset kokusunu duyacağı Ruanda Soykırımı, bir insanlık ayıbına dönüşmeye yüz tutmuştur.   Basın özgürlüğünün olduğu Ruanda ülkesinde, radyo yayınları her şartta devam etmiştir. Milislerin ve Hutuların yönettiği radyo yayınlarının Tutsileri bir ‘hamamböceği’ olarak betimlemesi ve ‘‘Uzun ağaçları kesin!’’ demesinin ardından güçlerine kılıf giyen Hutu milliyetçileri, 6 Nisan’da dalları birer birer kırmış, uzun ağaçları bir bir kesmiştir. Günde ortalama 10 bin Tutsiyi katleden Hutular, şiddeti arttırarak ve nefes almadan soykırıma yüz gün devam etmiştir. 2004 yılında sinemada gösterime giren ‘Otel Ruanda’ filmi, Ruanda soykırımında radyo yayınının aralıksız emir vermesi ve ‘Hamam böceklerini öldürmediğiniz sürece, siz de onlardan olacaksınız!’ demesi üzerine, Tutsilerin ilkel alet olan palalarla öldürüldüğünü ve varlıklı olan Tutsilerin, kurşun parası vererek daha az acı içinde ölmek istemesinin etkileyici anlatımını, günümüz dünyasına yansıtmıştır. Böylece tasarlanmış ve planlanmış olan Ruanda soykırımında, radyo gücünün etkisinin yüksek olduğu görülmüştür. Bu düzlemde ‘Otel Ruanda’; beyaz olanın beyazlığından utanmasını hissettiren bir film olarak yerini almıştır. Yüz günlük kısa bir zaman diliminde Hutular tarafından düşman olarak kabul edilmiş 1 milyon Tutsi ve ılımlı Hutu korkunç bir biçimde öldürülmüş; Tutsilerin intikam alacakları düşüncesiyle göç eden Hutuların sayısı ise iki milyona çıkarak, bu acı istatistik günümüze kadar ulaşmıştır. Ölenlerin kafatasları toplu halde sergilenmiştir. Batı dünyasının ırkçılık kavramı adı altında ortadan ikiye böldüğü ve aralarında bir çatışmanın uyanmasına neden olduğu Hutu ve Tutsilerin yaşadığı bu vahşetle birlikte, medeni Avrupa’nın ve medeni toplumların yaptığı bu sınıflandırmanın, zamanla amaçlarına ulaştıkları düşüncesi oluşmuştur. Savunmasız insanların toplu olarak katledilmesi üzerine eski Fransız Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın; ‘‘O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değildir.’’ demesi, soykırımın batı ülkeleri tarafından ne kadar önemsendiği sorusuna trajik bir cevap olmuştur.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.